Nilgün Marmara’nın Çiçek Dürbününden kadınlara ne renk düşer?

Sinem Esengen

“-yeni çiçek dürbünleri bul ertesinde düş kırıklığının
Gizlenmişlerse senden, kur öz yaratısını
Saflığının.”
(Çiçek Dürbünü Benzetisi İyimserce, Nilgün Marmara, 1977)

Nilgün Marmara kimdir?

Bir bekleme salonu olarak gördüğü dünyada yalnızca 29 sene geçirmiş olan Marmara, gerisinde kahkahasını, imgesini ve cesaretini bıraktı. Umutsuzluğu, yalnızlığı, çölleri içinde bu dünyada, bu hayatta kendisini bir kafeste hisseden ve kendisini imgesinde özgürleştiren, hayatını imgesinde yaşayan şair, 13 Ekim 1987’de ‘hayatın neresinden dönülse kardır’ düşüncesini hayata geçirdi.

Marmara gizdökümcü türün akla gelen ilk isimlerinden biri olarak şiirlerinde, hayatına kendi iç dünyasına dair itiraflarını, yaşadıklarını gerçeküstü bir tabloya oturtarak aslında belki de en yakınındakilere bile anlatamadıklarını 33 yıl sonra hala imgesinde yeniden yaşıyor.

Gizdökümcülük nedir?

Gizdökümcü şiir tanımlaması aslında Marmara’nın kendi kullanımı olup literatürde, aynı zamanda “itirafçı şiir” (confessional poetry) olarak da geçer. Özellikle K. Malkoff adlı eleştirmenin bu kelime tanımına baktığımızda ise vuku olan şey bellidir: “Sylvia Plath şiiri için, mutlak özgürlük egemenliğinden kaynaklanan gerilim şiirlerine yansır. Bu gerilimin kendisini hayata ve ölüme dair birbiriyle çelişen görüşleriyle tırmandırır. Aslında gizdökümcü bir biçimde yaşar ve yaratır (Nilgün Marmara Çevirisi, Dost Körpe. 2006) .

 Bu akım ile o döneme kadar şiir dünyasında yer almamış travmalar, ölüme yönelik düşünceler, depresyon gibi kişisel deneyim ve duygulanmalara has temalar şiire dâhil olmuştur, yani bir nevi şiir şairine, yaratıcı kalemine yakınlaşmıştır.

Marmara (1985) gizdökümcü türün tanımlayıcı özelliğini ‘kendini aklama peşinde olan şairin yeraltına inmesi’ olarak tanımlıyor. Sylvia Plath kapsamında gizdökümcü türden bahsederken ise türün bir özelliğinin deliliği dünyevileştirirken bir yandan da bunun romantize edilmesini durdurduğunu söyler (Marmara, 2011:8). Kişinin kendi benliğine isyanı, ondan kopma çabası, benliğe çoklu yaklaşımlar ve onların çatışmaları bu tarz şiirlerde rastlanabilecek izleklerdir. Yanısıra, Marmara (2011: 12) gizdökümcü şiirin tanımlayıcı özelliğinin kişinin sadece kendi deneyimlerini ifade etmesi değil, onları tekrar tekrar yaşaması olduğunu belirtir. Şiir, bu şekilde bir nevi öznenin deneyimleri, itirafları halini içererek kişinin kendi yaşam tecrübelerine ve bunların karşısında duyduğu ve geliştirdiği hissiyat/anlam dünyasına içkin olur. Bundandır ki, başlıca temalar arasında suçluluk, kendine acıma, hayal kırıklığı, umut, yalnızlık, dışlanmışlık ve soyutlanmışlık yer alır.

 Gizdökümcü şiir kadınlar için ne ifade etmektedir?

Gizdökümcü şiirin bazı özellikleri ve şiir diline katkıları kadın hareketinin mücadele alanları ve feminist düşünce ile örtüşmektedir. Özellikle, söz konusu şiir yaratımının öznesi kadın olduğunda bu örtüşme noktası hem biçimsel hem de tematik olarak iyice dikkat çekmektedir.

“… Bu ülke ve bu şantiye (Doğu’nun kederi) pis bir ‘erkek cemaati’ Ve ben katlanmam, katlanamam.” (Mektuplar, Nilgün Marmara, 2016,  s. 143)

Öncelikle, gizdökümcü şiir, şairin özel yaşamına, benliğine, yaşam deneyimlerine odaklanır ve onları paylaşmasına yönelik bir alan açar. Bu, feminist duruş ve feminist yöntemlerin de savunduğu üzere kadınların deneyimi üzerinden bilgi oluşumu ve bilgi aktarımına benzer. Özellikle söz konusu şairler kadın olduğunda, gizdökümcü akım, kadınların toplumda ‘öteki’ konumunda bulunuşlarına, karşılaştıkları güçlüklere dikkat çeker. Marmara, “yerleşik yabancılığın acısı” diye bahseder bu halinden. İçinde bulunduğu topluma, çevreye kendine, hayatına yerleşiktir ama bu içinde bulunduğu durum hali onu ayrıksı köşelere de itmektedir bir yandan.

Nilgün Marmara Şiirlerinde Erk özneler ve Karşılıkları

 Marmara’nın şiirlerinde, şiir kişilerinin cinsiyeti çoğu zaman açıkça belirtilmese de şiirlerinde erkek olan veya erkeklerle özdeşleştirilen baba/ Tanrı/ sevgili gibi figürlere karşı bir isyan ve kırgınlık vardır.

“bak gördün mü gene koca yürekli adam, yüreğinin ertesinde kaldım” – (Yabancıların en yakınıydın sen, Nilgün Marmara, 1985)

Onlardan beklenen ilginin alınamaması, anlatıcının geri plana atılmışlığı ve erkek/ baba/ Tanrı’nın kendi beklentilerini karşılayamaması ile vurgulanır. Şiirlerinde baba’ya karşı suçlama ve çocukluğa dair özlem varken sevgiliye karşı sitem ve aidiyetsizlik duygulanmaları hâkimdir. “Kuşum ve Ben” şiirinde sevgilisi ile tek ortak noktanın ‘kafesleri olan yatak’ olduğunu belirtirken, “Kan Atlası”nda, başkalarına da seslenerek “ey, yüzleri/ bir babakuş gölgesine/ çakılmış olanlar, üzgün adım, ileri marş!” der. Sivri (2020: 52) şiirde dişil dili analiz ederken Marmara’nın erk’e isyanının sisteme yönelik anarşist bir isyan olduğunu, ve hayalinin sisteme dahil olup mücadele etmek değil, sistemin dışına çıkmak olduğundan bahseder. Marmara, erkeklerle olan çatışmasında yalnız olmadığının farkındadır ve bu birliktelik konusunda iyimserdir.

Çünkü şair ne bunalımına, ne de çatışmasına tek taraflı bir pencereden bakmaz. Ölü ve karamsarı canlı ve iyimserle bağdaştırır. Gündelik hayatından örneklerle imgeleştirir, zira bunlar da doğaldır, onun normalidir. gizdökümcü şiirde, şairin anlaşılır olmak gibi bir kaygısı yoktur, şair sakladıklarını kendine itiraf etmenin derdindedir ve bunu da yaşamını açarak yalnızca iyi ve kötüye değil, hayatin her detayına inerek yapabilir. Marmara çoklu ve renkli ilişkilenmelerin farkındadır. Hatta Kırmızı Kahverengi Defter’de (1994:26) Kafka’ya tek yönlülüğü yüzünden sitemde bulunur: “Kafka, insan vücudundaki karanlığı görmüştü yalnızca, ışığı, aydınlığı gözden kaçırmıştı.”

Nilgün Marmara Şiirleri ve Beden-Mekan İlişkisi

 Marmara’nın şiirlerinde ışığa, aydınlığa, renklere ve özgürlüğü çağrıştıran doğaya atıfları, özellikle suyla ilişkisi göze çarpar. Şiirlerinde ada, deniz, gökyüzü imgelerine sık rastlanır ve bunlar genellikle onun baskılandığı odanın, şehrin, düşüncelerinin zıt karşılığındadır. Marmara’nın şiirlerinde bir doğaya kaçış, doğanın sonsuzluğu ve yaratıcılığına sığınma izleği vardır.

Sığmazsa ruhuna dar saraylar,
Koşar kız kapkara bir ağaca.
Yakar pürçeklerini ille deccal, yıkar
Ruhunu ağaç ananın külüyle.
Adası bal rengi kaçtığı.
Bir yıldızcık zıplar üzerinde.
(Ada, Nilgün Marmara, 1985)

Can (2020), gizdökümcü kadın şairlerin, erkek egemen toplum düzeni içerisinde kendini hapsolmuş hisseden kadınlar olduğu tespitinde bulunur. Ev yaşamı ve eve hapsolma hissi bu şairlerde kamusal alanlara, doğaya, adaya kaçma, ağaca yeşile sığınma ihtiyacı doğurur. Marmara, kimi zaman “ev” kimi zaman “çöl”den bahsederken mekâna sıkışmışlığını vurgular. Bu alanlar ile ada, doğa gibi açık alanlar arasında bir zıtlık oluşturup içindeki açık alanlara savrulma isteğini vurguluyor. 

Marmara yalnızca Ev’e değil, bedene de tıkılıp kalmış olmanın baskınlığını şiirlerinde yansıtır. Kadınlar için önemli bir alan olan, metalaştırılan, özgürleşme alanı olarak görülen beden, şair için de kimi zaman bir tımarhanedir, başkaları tarafından kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. “Beden kaç atom barındırıyorsa o kadar da anlam ve sembol taşır” (Kırmızı Kahverengi Defter, 1994: 27) diyen Marmara şiirlerinde kendi bedeninden ve çeşitli bedenlerden oldukça bahseder.

onun bedeni bir tımarhane
içinde çok işçi, deli ve çalışkan!
onun bedeni bir kule.
içinde çok basamak, karanlık ve nemli(…)
onun bedeni bir küre
yüzeyi çok giz, parlak ve akışkan.
döndürdükçe gösterir çarpıtmaz(…) (Beden, Nilgün Marmara, 1986)

Beden onun için bazen kısıtlayıcıdır, bazen gizemli ve azmettirici, bazense devinim içindedir bir küre gibi, gizemlidir. Bedenlerin sınırlayıcılığı ve çokluğunun yanı sıra Marmara bedeni üzerindeki baskıyı da vurgular.

Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin,
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi…
Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden,
(Savrulan Beden, Nilgün Marmara, 2013, s.97)

Evin baskısından dışarı çıkmayı, kurtulmayı, karşı gelmeyi isyan etmeyi, yani farklı biçimlerde de olsa özgürlüklerini talep eder şiirin anlatıcıları. Bedenleri üzerine, varlıkları üzerine, yaşları, medeni durumları üzerine yapılan baskılar şiirlerin temalarını kurar ve bu yapılanma ile bir kadın sesi üzerinden hem isyan etmeyi, hem dile getirmenin gücünü aşmayı, hem de bir yaratım üzerinden bunu başarmış olmayı gerçekleştirir. Plath, dulluğa duyduğu korkusunu yazarken veya Marmara “hiçbir salgıyı düşünmeden olduğu gibi’bırakıp gitmekten bahsederken yerleşik yabancılığa vurgu yapar. İçinde bulundukları durumların ve bedenlerin ana öznesi olsalar dahi yabancılaşmış bir beden ve artık tanınamayan bir hayat içinde rol aldıklarının altını çizerler böylece.

Sonuç

Marmara’nın gizdökümcü şiirinde kadın hareketine dair ipuçları Marmara’nın hayatındaki tahakkümün de farkındalığı ile şiirine yansımıştır. Marmara, anlatamadıklarını, deneyimlerini, itiraflarını, gizlerini döker şiirine. Ölüm sanrısından, ailevi ilişkilerine kadınlık deneyimini gizlerinde paylaşır. Ailesindeki, ilişkisindeki, sistemdeki tahakkümü görür ve yazınıyla onu ifşa eder. Kadın bedeni üzerindeki tabulaştırmaya, ev alanına hapsedilişe ve doğal olanın başkalarınca sınırlandırılıp kontrol edilmeye çalışılmasına karşı durur şiirinde.

“Mor ötesi çuvallar içre gizlenmek isterdim
Başımı ışıklar altına asmayı.
Lirimi unutmuştum, renkleri canlı
Ama kurumuş çiçekler yöresinde.”
(Nilgün Marmara, 2013, s. 34)

Marmara, içindeki bütün karamsarlıklara rağmen renkleri de görebildiğini, birliğe de inandığını gözler önüne serer.

beni bağışlayan sarsan
aşan bizleri mor birliktelik…
(Ancak yazgıdır bu, Nilgün Marmara, 1977)

Yalnızca ölümün, umutsuzluğun, yalnızlığın ve karamsarlığın şairi değildir. Marmara aslında en olmadık karanlıktan bile ışığı bulup çıkaran bir şairdir. Işığın, rengin peşindedir:

“Biz rengin değil ara rengin pesindeyiz” (İkiz, Nilgün Marmara, 1981)

Ölüm bile şair için yalnızca deliliği veya cesaretiyle girdiği bir yol değil, bir arayıştır. “Kırmızı Kahverengi Defter” adlı eserinde (1994: 37) “Arka pencere hangi gezegene açılır?” diye sorarken bir çıkış yolu aramaktadır. Bir son değil, yeni bir gezegen, yeni bir mücadele arayışı içindedir. Şiirlerinde ölümden bahsederken bitişten ya da yok oluştan değil, başlangıçlardan ve yeniden doğuştan bahseder. Onun için tek bir çizgi halinde değildir zaman, daireseldir, iç içe geçmiş daireler, döngüler, devinimdir.

“Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi bir gün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.” –(Canım sıkıntı sınırı, Nilgün Marmara)

Kaynakça ve Öneriler

Can, S. 2020. Kültür ve Edebiyat Dergisi. 2020. DİDEM MADAK’IN ŞİİRLERİNDE GİZDÖKÜMCÜLÜK / SANCAR CAN. [online] Available at: <http://tersakansanat.org/didem-madakin-siirlerinde-gizdokumculuk-sancar-can/&gt; [Accessed 26 September 2020].

Çubukçu, F. And Güven, M., 2015. Pastoral Çocuklar: Sylvıa Plath Ve Nilgün Marmara. Humanıtas – Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 2(4), P.75.

Eradam, Y., 1991. The Worlds Women Make: Two Swan Songs: Two Statements of Finality and of the Joy of Life in the Poetic Worlds of Sylvia Plath and Nilgün Marmara. Ege Batı Dilleri ve Edebiyatları Dergisi, [online] (8), pp.283-297. Available at: <https://www.academia.edu/27750250/THE_WORLDS_WOMEN_MAKE_TWO_SWAN_SONGS_TWO_STATEMENTS_OF_FINALITY_AND_OF_THE_JOY_OF_LIFE_IN_THE_POETIC_WORLDS_OF_SYLVIA_PLATH_AND_NILG%C3%9CN_MARMARA&gt; [Accessed 27 September 2020].

İyem, G., n.d. Varoluş Sancılarının Ruh Ortakları: Sylvia Plath / Nilgün Marmara – Masa Dergi | Kültür Sanat Edebiyat. [online] Masadergi.com. Available at: <http://masadergi.com/varolus-sancilarinin-ruh-ortaklari-sylvia-plath-nilgun-marmara/&gt; [Accessed 26 September 2020].

Kaya, N., 2017. Üç Adımlık Yerküre: Nilgün Marmara Ve Şiir Dünyası – Post Dergi. [online] Post Dergi. Available at: <http://postdergi.com/uc-adimlik-yerkure-nilgun-marmara-siir-dunyasi/&gt; [Accessed 26 September 2020].

Marmara, N., 1994. Kırmızı Kahverengi Defter. İstanbul: Telos.

Marmara, Nilgün. Sylvia Plath’in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi . Üçüncü Basım: Everest Yayınları, İstanbul, 2011.

Marmara, Nilgün. Daktiloya Çekilmiş Şiirler. Sekizinci Basım: Everest Yayınları, İstanbul, 2013.

Oz, C., 2014. Nilgun Marmara’nin Hayati Ve Siirlerinin Incelenmesi. Master Thesis.

Plath, Sylvia. Suyu Geçiş. İkinci Basım:Artshop Yayıncılık, İstanbul, 2009.

Sivri, T., 2019. Lirik Olan Politiktir: 1980 Sonrası Türk Şiirinde Dişil Dilin Oluşumu. Kültür ve İletişim, (44), pp.32-62.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s