Genital Kılların Alınmasının Tarihi Toplumun Bedeniniz Hakkındaki Yanılsamalarını Ortaya Çıkarıyor

Çeviren: Deniz Karaytuğ

Renae Regehr tarafından 22 Haziran 2015’te Role Reboot için yazılıp 8 Temmuz 2015’te everydayfeminism.com’da yeniden yayımlanmış olan How The History of Pubic Hair Removal Exposes Society’s Illusions About Your Body yazısını, kendisinin de izniyle çevirdik.

Pubik (pubic) kılların -ya da kasık kıllarının- her yıl “geri döndüğü” ilan ediliyor –  2012’de Daily Magazine’den, 2013’te Telegraph’a, 2014’te Women’s Health Magazine’e ve 2015’te Alternet’e kadar.

Peki gerçekten öyle mi?

Kıllar nasıl her yıl bir geri dönüş yapabiliyor?

Pubik kılların rağbet görmesini, popülerleşmesini istediğimiz açıkça görülüyor. Her yıl mayo sezonu yaklaşırken ise tekrar sorguluyoruz: Ne yapacagim?

Bir kadın olarak aşağısı için dört seçeneğim olduğunun gayet farkındayım: tıraş ol, ağda yap, “çeki düzen ver” (groom) – ya da bırak dağınık kalsın (au naturel).

Ergenliğe girmemle vücudum gelişmeye başladığında bir şeylerin değiştiğini fark etmek beni şaşırtmıştı. Sanırım tüm çocukluğum boyunca tüysüz Barbie’lerle oynamış olduğum için pubik kıllarla ancak “büyüyünce” karşılaşıldığına inandırılmıştım. Ne olursa olsun, tüm değişimleri ve kadın olma yolculuğunu benimsedim.

Ergenliğimin ortalarında kadınların kıllarını tıraş ettiğini ve daha “müstehcen” (risqué) olanların ağdaya başladığını fark ettim.

Vücudum geliştikçe ve düşük bel kotlar, bikiniler, git gide kısalan şortlar dolabımı doldurmaya başladıkça ben de kılın feminen (“kadınsı”) olmadığını, çirkin ve giderilmesi gereken bir sorun olduğunu düşünen sürüye katıldım.

Ta ki bu yıla, katıldığım sürüde nereye gittiğimi sorgulamaya başlayana kadar.

Geçtiğimiz yıllarda Amerika’da cinsel olarak aktif ve 30 yaşının altında olan 2000 kadınla yapılan bir araştırmada, 18 ile 24 yaşları arasındaki kadınların %88’i pubik kıllarını ya kısmen ya da tamamen aldıklarını belirtmişler.

Kadınların %59’u pubik kıllarının genellikle veya bazı zamanlar tamamen kılsız olduklarını belirtirken bu sene (2015) yapılan bir araştırmada ise %49,8 oranında kadın, genelde kılsız olduklarını bildirmişler.

Kadınların yalnızca %4,1’i kıllarını kısaltmadığını veya almadığını belirtmesi, %95’inin düzelttiğini, kısalttığını veya tamamen aldığını gösteriyor. Sonuç olarak, 30 yaşının altındaki kadınların ezici bir çoğunluğu pubik kıllarını kısmen veya tamamen alıyor.

Aklımdaki yeni soruysa şuydu: Neden?

600’den fazla kadına kıllarını almaktaki motivasyonlarını soran başka bir araştırmada verilen cevaplar arasında en yaygınları, “Mayoda daha iyi duruyor”, “Kendimi çekici hissetmemi sağlıyor”, “Kendimi daha kadınsı ve daha rahat hissediyorum” ve “Daha temiz olduğunu düşünüyorum” olmuş.

Bu kadar popüler olmasa da yine yaygın olan diğer cevaplar ise “Partnerimin hoşuna gidiyor”, “Erkekler tercih ediyor” ve seksle ilgili başka sebepler.

Kılların alınmasıyla ilgili bu sebepleri okumak daha fazla öğrenme isteği doğurdu içimde.

Pubik kılların alınması yalnızca Batı üretimi bir olgu mu? Kadınların kıllarını alıyor olması anlamsal, tarihsel bir derinliğe sahip mi yoksa kişisel bakımın tarihsel merceğinde sivri bir sıçramadan mı ibaret?

Yeteri kadar yazılı kaynak olmamasının yanı sıra, tarihi Mısır çizimlerinde kadınlar, “öteki dünya” için mezarlarında yatarken ufak üçgenlerden oluşan pubik kılları ve bronz jiletlerle resmediliyor. Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu’ndan kadınlar da pubik kıllarının “medeniyet dışı” kabul edilmesinden dolayı vücut kıllarının alınmasını deneyimlemişler.

Antropologlar, kılların alınmasının (kollar, yüz ve kasık bölgesi dahil olmak üzere) hijyen (kasık bitiyle ilgili), estetik, moda, sınıfsal sembolizm ve kültürel sembolizm gibi birçok sebebi olabileceğini öneriyorlar.

İlginçtir ki, Doğu ve Afrika kültürlerinde de uygulanmış da olsa, pubik kılların alınmasının kökleri, geleneksel anlamda, Avrupalı Kafkas (European Caucasian) kadınlara dayanmıyor.

Dahası, takip eden birkaç yüzyıl boyunca pubik kılların düzeltilmesi kadının kendi kararı olmuş ve tamamen alınması, Orta Çağlar, Rönesans ve Viktoryen dönemlerinde, yani ta 1900’lere kadar fazla yaygın değilmiş.

20. yy itibariyle, yani kollar ve bacakların gittikçe daha fazla açılmasıyla, 1915 yılının Temmuz ayında Gilette, vücut kıllarının “çirkin” ve “sakıncalı” olduğu ve bu yüzden alınması gerektiği mesajıyla kadınlar için ilk jileti piyasaya sürmüş.

Amerikalı kadınlara kılların alınmasının tanıtılmasının kadın giyiminde, özellikle de üst sınıf kadınların kıyafetlerinde önemli değişimlerle kesişmesiyse bir tesadüf değilmiş.

Önce, etek uçları bileklerin görüneceği ve elbise kolları daha çok ten gösterecekleri şekilde kısalmış. Dönüm noktası ise ancak Ladies’ Home Journal (“Hanımefendilerin Ev Güncesi”) yayımcısı ve pazarlamacısı Cyrus Curtis’in reklamcılarına yaptığı açıklamayla kapitalist zihniyetini açığa çıkardığında geliyor:

Ladies’ Home Journal’ı neden yayımladığımızı biliyor musunuz? Editör, Amerikalı kadınların iyiliği için olduğunu düşünüyor. Bu sadece bir yanılsama… Gerçek sebep, yayımcının sebebi, Amerikalı kadınların istediği ve satın aldığı şeylerin üretimini yapan size, onlara ürünlerinizi anlatmak için bir fırsat vermek.”

Okur yazarlık oranı dikkate değer ölçüde arttıkça kadın dergileri bir temel haline gelmiş.

Takibinde bu dergiler; sabun, yiyecek, giyim eşyaları gibi günlük kullanılan ev eşyalarına ek olarak dergiler, yüz kremleri, makyaj malzemeleri ve kıl almaya dair -tıraş olmak erkeksilik (maskülenlik) ile negatif bir şekilde bağdaştırıldığı için “pürüzsüzleştirici”, “yumuşatıcı” olarak anılan- ürünler de pazarlamaya başlamış.

Bu zamana kadar kılların alınması (bırakın pubik kılları) yaygın olarak benimsenen bir uygulama değilmiş.

1950’lere doğru ileri sardığımızda, Hugh Hefner’ın sinekkaydı ve yarı giyinik modellerle dolu Playboy dergisinin çıkışını görüyoruz. Dönemi için müstehcen sayılacak derginin gösterdiği seksi, iç çamaşırlarıyla bezenmiş kadınlar, ideal kadınsı güzellik anlayışının kilometre taşı olmuşlar.

Kısa bir süre sonra Batı kültürü ikili bir döneme giriş yapmış.

Playboy’un ideal kadınsı güzellik algısını besleyip büyüttüğü doğru olsa da, 1960’lar ve 1970’ler, feministlerin kılsız kadınsı güzellik idealine net bir duruşla karşı çıktığı ve doğallığı (au naturel) tercih ettiği zamanlar olmuş.

Kadınlar, kıllarını almak konusunda gönüllerince davranıp sosyal olarak desteklendiklerini hissedebiliyormuş. Ancak bu fenomenin ömrünün kısa olduğu, kılsız ideal momentum kazandıkça anlaşılmış.

Nispeten daha uç pubik kıl alımıyla ilgilenen modeller ve oyuncular bir tarafa; New York, Manhattan’da dükkân açan Brezilyalı J. Kardeşler (J. Sisters) sayesinde (ya da onlar yüzünden) Amerikan halkı 1987’de Brezilya ağdasıyla tanışıyor.

En küçük J. Kardeşi Jonice, New York Observer’a yaptığı açıklamada, “İnsanı seksi yapıyor. Modaya uygun, şık yapıyor. Bikini bölgesi ağdası yapmadığımda kocamla seks yapmak içimden gelmiyor. Kirli hissediyorum. O bile “Bikini ağdası denesene!” diyor. Özgür hissediyorum. Temiz hissediyorum.” demiş.

Ancak Brezilya ağdası 13 yıl sonraya, 2000’lere kadar çok da yaygın bir seçim olmamış – Sex and the City’nin akıllarda iz bırakan bir bölümünde Carrie Bradshaw yaptırana kadar.

Günümüzde, İnternet pornografisinin son 20 yıldaki etkisiyle; porno endüstrisi, kılsız kadın imgesini güzellik ideali haline getirmiş durumda.

Maxim, Playboy ve GQ gibi çok satan dergilerin sergilediği pornolaştırılmış kadınlar kültürümüze sızarken Jenna Jameson, New York Times çok satanı Bir Porno Yıldızı Gibi Sevişmenin Yolları (How To Make Love Like a Porn Star) kitabıyla herkesin bildiği bir isim haline geldi.

Araştırmalara göre internetin %30’unu pornografi oluşturuyor. Porno, Batı dünyasında bir cinsel eğitim şekli ve kılsız, ergenlik öncesi görünüm en popüler kadın tasviri.

Bugün, kıl almak yerleşmiş bir alışkanlık, kaş almak ve tırnak kesmek gibi ancak incelenecek daha derin sorunlar içeriyor.

Peki, tam Brezilya ağdası ya da neredeyse kılsız genitallerle ilgili sınırı nerede çiziyoruz? İşin özünde, tüketim ve pazarlama tarafından yönlendirilen toplumsal bir “seksilik” inşası, bir çekicilik ideası söz konusu.

Brezilya ağdasını düşündüğümüzde görüyoruz ki genitallerimizden sıcak ağdanın çekilmesini, “seksi”, “güçlendirici”, “modernleştirici”, “rahatlatıcı” olmakla bağdaştırmamız için üzerine yüklenen bu anlamlarla sürekli besleniyoruz.

Ağda bizi gerçekten daha seksi veya güçlü yapıyor mu? Yoksa bunlar yalnızca kulağa anlamlı gelecek şekilde birleştirilmiş cezbedici kelimelerden mi ibaret?

Ağda endüstrisi bizi her ay 40 ila 80 doları gözden çıkarmamız gerektiğine ikna etmiş durumda. Anketlere göre kadınlar hayatları boyunca kıllarını almaya 10 bin dolar değerinde bir meblağ harcıyor.

Neden?

Tarihsel olarak bakarsak, “doğal” (au naturel) seks binlerce yıl boyunca işe yaramış. İşlerin temelden değişimi ise yalnızca son 50 yılda gerçekleşmiş. Ladies Home Journal’ın Cyrus Curtis’i nasıl eğilimler başlattığını görebilseydi eminim çok gurur duyardı.

Çoğumuz ilk birkaç (hatta belki on) ağda deneyimimizde geçirdiğimiz acılı süreç hakkında tereddüt yaşamışızdır. Dürüst olalım, ağda da genel anlamda kılların alımı da acılı bir olay ama yine de kadınlar bunu yapmadığı sürece yüzleşmeleri gereken ciddi bir sosyal tabulaşma ve utanç var gibi duruyor.

Bir yazarın dediği gibi: “Yaptırdığınız her Brezilya ağdası için başka bir kadın kendinin de yaptırması için baskı görebilir. Sembolik olarak konuşmak gerekirse, o kuaför masasında ayaklarınızı kulaklarınıza kadar kaldırmış çekilen her ağda bandıyla nefes vererek yatarken yalnız değilsiniz ve bu kız kardeşlik kavramını bambaşka bir seviyeye taşıyor.”

Seksiliğin ne olduğunu gerçekten anlamak konusunda kaçırdığımız daha derin bir nokta olabilir. Pubik kıl alımı belki de yüzeysel biçimde takıntılı kültürümüze yara bandı gibi bir cevap (“bikini ağdası yaptırırsan seksi hissedersin”) olabilir.

Oysa seksi hissetmek, kişiye yapılan bir şeyle gelmekten çok, kişinin kendiyle rahat olabilmesi hissidir. Gerçek çekicilik, asıl seksilik, nihayetinde, hayat boyu sürecek bir süreçtir.

Sınır, işte burada çiziliyor: Genitalleriniz sizin kişisel alanınız, özeliniz. Ağdaya, tıraşa başvurmak ya da olduğu gibi, “doğal” bırakmak daha kadınsı ya da çekici değil – yalnızca, neyse o. “Güçlü”, “kadınsı” veya “seksi” gibi sözler bir kadın ve bir insan olarak kim olduğunuzu betimliyor, pubik kıllarınızın durumunu değil.

Genitalleriniz size ait ve onlar için gereğinden fazla para veya zaman harcamanın daha güçlü olmanıza, daha iyi konuşmanıza ya da daha hızlı düşünmenize katkısı olmayacak.

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s